İnsanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Koş Hayat Koş

koş resimleri

Hayat bir yarış ve bazen insan bu yarışın içinde yorulduğunu hissediyor. Çok çalışmak, "öteki"nden farklı olmak adına kendi ihtiyaçlarını, bedenini, arzularını feda ediyor. Ego yarışı içinde olan insanın ritüel hale gelen ortalama 80 yıllık yaşamında tutkuların yeri büyük.
Okul yaşının erkene çekildiği, yarışın 5 yaşından başladığı dönemde yaşıyoruz. Bir şeyleri öğrenmeye çalışırken, çaktırmadan yanımızdaki ne yapmış diye bakıyoruz. Yanımızdaki çocuğun becerisini beğendiysek, becerisini bozuyoruz. Okul öncesi kardeşler arasında da olur bu tür şeyler. "Çocuk işte yapar" demeyi bende bilirim ama anlatmak istediğim bilincimiz gelişmeye başlarken insan farkında olmadan bu tür şeyleri yapmaya başlar. Bunu neden yaparız bilimsel açıklama yapamayacağım ama psikoloji yüksek lisans yaparsam nedenini araştıracağım.
Neyse, ortaokul, lise derken üniversiteye girerken saçma sınav sistemine takılan "öğrenci"ler tanımadıkları ama varlıklarını hissettikleri insanlardan ayrılmak için yarışırlar. Kazanan "öğrenci"ler birer birey olma yolunda üniversiteye adım atarlar. Kendilerini geliştirmek için burada daha fazla yarışırlar. Not paylaşmaz, derslerini yüksek tutar ve o sertifika bu sertifika diye koştururlar. Bunları yapmayan kişiler de var, çok var ama bunlarla  ilgilenmek geçici. Her neyse... Üniversiteyi bitirdik. En güzel çağlarımız.... ama çalışarak bitti. Mezun olduk, Mezun olan arkadaşlarımızın arasından sıyrılarak anında güzel bir iş bulduk. Ortalama 22 yaşında mezun olan bir kişinin ortalama 40 sene çalışma hayatı olacak demektir. 40 sene... hafta içi iş iş diye deli gibi koştuğun, kariyer hedefi için coştuğun,  hayata merhaba demek zor iş. Rekabet yaşamındaki pislikleri saymıyorum bile...  felsefeyle uğraşmak pis iş, sabır gerektiren bir iş derim ama insanla uğraşmak bu işten daha zor.
Kısacası, çalışmak, rekabet, kendimi geliştireceğim diye beynimi yemek, acımasız, kurnaz vs olmak her kişinin doğasında var ve bu durum nereye kadar devam edecek? Kapitalizmin çöküşü mü gerekli? İnsanlar sığındıkları iş yaşamı hayatının ego sürecindeki benliğin altında insanlıktan çıkıp etik değerlerini gözardı etmek, insanlığı nereye doğru götürecek? zaten teknolojinin getirdiği bir yanlızlık var ortada. Evde dahi telefonla konuşan aileler biliyorum. birbirleriyle iletişime geçmek için karşısındakini çağırmak yerine telefon açıp çay koyar mısın dediklerini... neyse dikkatim dağıldı. Devam edemeyeceğim.

Evlilik ve Kadın



Genç kızların gözde hayalidir evlilik... Küçüklükten başlarız bu hayali kurmaya. Barbie bebeklerimize gelinlikler dikeriz. Ken ile evlendiririz... Evleri, arabaları, çocukları olur...Çocuklarını da giydiririz.Sonra dışarıda evcilik oynarız.Tıpkı evlilikler gibi, misafir çağırırız. Çamurdan yemekler yapar, yemekleri otlar ve taşlarla süsleriz. Daha sonra büyürüz… Kadınlar büyürken de evlilik düşünceleri devam eder. Barbie ile ken in yuvası değildir düşünce. Kendisinin bir yuvasıdır. Boşuna dememişler “dişi kuş evi yapar” diye…
Kadın hayatını birleştireceği erkeği bulur
Evlilik hazırlıkları heyecanla yapılır.
Prenses olması için kadına kabarık bir elbise giydirilir.
Damat yine aynı, takım elbise de olur.
Kadın için bir ton hazırlık, koşturmaca.
Nikah zamanı sadece tek bir kelime…
EVET…
Bu yeterli bir ömrü beraber geçirmeye…
Düğün olur, herkes dağılır.
Kadın sevdiği adamla aynı ortamda ve yaşamdadır
Sabah kalkar kahvaltı hazırlar sonra işe gider
İşten gelir, akşam yemegi hazırlar biraz oturur sonra yatar.
Bekar iken ailesine hizmet ediyordu, şimdi evli kocasına hizmete döner.
Çocuk da olur.
Kadın ev, iş, çocuk, eş,çevre arasında sıkışır kalır.
Katlanamazsa depresyona gider ve intihar eder.

Modern anlamda kadının depresyonu en çok bu şekilde olur.
Sorun temeldedir. Küçük yaşta evlilik hayali ile dolu olmak saçmadır. Çocukluğumuzu yaşayamadan evlilik düşüncesi oluyor. Her kadın prenses olmak zorunda değil. Her kadın evlenmek zorunda da değil. Yaşadığı hayatı başkasına adayarak geçirmek zorunda da değil. Kadının kendisine yabancı olduğu zamanda yaşıyoruz ve buna tek engel bu tip düşünceler. Çocuk çocukluğunu ve gençliğini yaşamadan neredeyse 13 yaşında evlendiriliyor. Bir sene sonra da hamile kalıyor. Kadın, insan doğurma makinesi değildir!  Bilinçli olması şarttır. Kadının kadını sıkıştırıyor. Çocuk annesinden ne görürse onu alıyor. Annesi de annesinden… kızı evde otursun diye annesi baskı altına alıyor. Sağlıklı bireyler bu şekilde yetişmez. Kadın kendisini bilerek, ne istediğini bilerek yaşamalı. Belirli kalıplar içinde değil. Kızlara evlilik hayalleri yerine, başarılı bir müzisyen, akademisyen, doktor, ressam hayalleri aşılanmalı. Bu şekilde kadın kendisini tanıyabilir ve sorgulayabilir.


İnsan ve eylemleri


İnsan kendi istediği bir eylemi başkasının ona yapmasını ister fakat kişinin kendisi, istediği eylemi, karşısındaki kişiye istediği o eylemde bulunmaz.

            Yani; sevdiğiniz ve değer verdiğiniz kişi sizden yapmanızı istemediği bir eylemde bulunmanızı istiyor. Sizde ona değer verdiğiniz için eylemlerinizi, doğal olarak insanlarla ilişkinizi kısıtlıyorsunuz. Belki de bu yüzden kendinize olan güveniniz bile azalıyor. Değer verebileceğiniz insan sayısı da çevrenizde azalıyor. Tek bir eylemin isteğinin doğuşu ve sizinde ona katlanışınız sizin tüm hayatınızı etkiler duruma gelebilir. Bu durumu siz fark etmezsiniz. Ta ki durumların ne olduğunu görene kadar…

Tekrar baştaki cümlemizin devamına dönersek, “kişinin kendisi, istediği eylemi, karşısındaki kişiye istediği o eylemde bulunmaz.” Dedim. Yani; sizden istediği o eylemi sizin yaptığınızı görür. Fakat kendisi o eylemi yapmaz. Siz kendinizi onun için feda etmiş olabilirsiniz, karşınızdaki kişi bu şekilde algılamaz. Kısıtlanmamanın tadına vararak, hayatın suyunu içmeye, insanlar iletişimini kesmeden devam eder.

Siz durumun farkına varınca, tıpkı Platon’un mağaradaki insan alegorisi gibi, karanlığa alışmış olan gözleriniz birden aydınlığa çıkınca kamaşır, başınız döner, ne olduğunu anlamaya çalışırsınız. Kendinize geldiğinizde ne olduğunu anlar ve karşınızdaki kişiye de yaptığı durumun saçmalığını anlatmaya çalışırsınız.

Anlayıp anlaması sizin elinizde değildir. Kişinin kendisinin elindedir. İnsandır, bencil olabilir. Karşısındaki kişi umurunda olmayabilir. Belki de çok sevdiği için size böyle davranmıştır. Belki de sizi çok kıskandığı için… kişinin davranışlarını beyninin içini açmadan yada sözleri ve beden diliyle tamamlanan cümleleri görmeden anlamak anlamsızlık olurdu.

En önemli sorun, NEDEN? Dir. İki kişinin eylemleri en üstte duran bu sorunun çatallaşmasıyla oluşur.  

Su ve İnsanın ilişkisi



Zaman zaman insan suya benzer. 
Eğer bir bardağa konmuşsa hiçbir şey olmadan günler, yıllar hatta aylar geçse de o suya bir şey olmaz. 
Bazen de su alışveriş merkezlerinin içindeki havuzlardır. 
Aslında temizdir, ama insanlar ellerini sürdükçe kirlenir. 
Su nehir halinde olsa, yavaş yavaş kendi halinde gider. 
Temizliği veya kirliliği de geçtiği yerlere bağlıdır. 
Su şelale olsa, deli gibi akar. 
Etrafındakileri de içine alır ve onları kendi doluluğunda taşırır. 
İnsan da suyun bulunduğu haller gibidir. 
Evli olan kadın evden dışarı çıkamaz, ev içinde televizyon karşısında şekillenirse bardağa konan su halini alır. 
Yıllar geçtikçe o kadını değiştiremeyiz. 
Çocukların içi saflıkla doludur ama arkadaşları ailesi tarafından saflığına dokunuldukça çocuğun içi kararır. 
Tıpkı alışveriş merkezindeki suyun kirlenmesi gibi. 
İnsan kendi halinde olsa da yine de gittiği yerde bir şeylerle karşılaşır. 
Yolda yürürken göçük altında kalması gibi… 

Benim Beynim Armut Toplamıyor ki…


Bugün gördüklerimden sonra tek diyebileceğim, her iki adımda insanların farklılaşması… oturduğunuz yerde sağa baksanız, düşünmeyen insanları, solunuza baksanız aşırı düşünmekten entelliği bir şey sana insanlar. Önceki baktığınız insanlar düşünmedikleri için hazıra konan insanlar, öteki tarafta ise üretken fakat aşırı bencil insanlar. Ortası yok bu insanların. Hep gruplaşma, hep bir ayrılma… Sıfatlarla yaşanılan insanların dramı gibi…

Anlamlandıramadığım insanlar, anlamaya çalıştığım insanlar ve bir yandan da hiç anlayamayacağım insanlar…  Diyebileceğimi zaten benim yerime Dr. House söylüyor resimde...

Neyse ki Londra Olimpiyatları da bitti ve  Kredi kartı aidatı kalkıyormuş. Kredi Kartım olmadığı için ve bir kadın olarak kullanmayı da düşünmediğim için ( bu şaşırtıcı olabilir.) müjdeli haberi kullanan kişiler için yazmak istedim. Bunun yerine bazı bankalar da internetten işlem yaptığınızda aldığınız şifre için 0.50 kuruş düşecekmiş. umarım böyle bir saçmalık yapmazlar...

Günün haberleri

  • 17 ağustos Kadıköy-Kartal metrosu halkın hizmetine girecekmiş. Bu çok iyi oldu. Çünkü e5 te onca yolu hele de iş çıkısı gerçekten insanlar zor durumda kalıyordu. Özellikle trenin 2 sene sonra hizmete gireceğini düşündükçe…
  • Milli tekvandocu Servet finalde yükselmiş, kazanırsa da gümüş madalya alacakmış. Çok hoş.
  • Çin seddine gitme hayallimi yine erteliyorum. Bu sefer de çin Seddi yıkıldığı için… ( gezilecekler listemin en sonunda yer alsa da)
  • Terör her yerde. Sadece doğu da ya da İzmir de değil ki. Suriyede ABD de… dünyanın her yerinde. İnsan olduğu sürece de her yerde kendisini belli edecek devrim dedikleri şey. Doğu dan batıya kadar gelmiş olan bir şey değil bu yüzden.
  • Şelaleden akan suyu içmek istiyorum artık. Damacanadaki değil. Kardelen ve buzdağı markaları temiz çıkmış. Bilginize…
  • Üniversiteye giriş sistemi de değişecekmiş. Her sene değişiyor da ne oluyor? Kopya çıkıyor. İnsanların hayatı kararıyor. Oyalanıyorlar. Ayrıca diploma notu yerine diploma sıra numarasının bile girilmesi öğrencinin hayallerini de etkiliyor. Her şeyini etkiliyor. İnsan hatası diyip geçmek saçma.
  • İstanbuldaki çoğu yangın da sigarayı söndürmediğimiz için olmuş. Eh yani neden söndürelim ki? Bırak yansın. Nasıl olsa benim canım yanmayacak, sincabın, ağacın, başka insanların canı yanacak dimi ey yüce bilgili insan?
  • Kabul edelim. Stresli olan her insan yer. Araştırmaya da gerek yoktu.
  • Kampus içinde siyasi faliyette bulunmak serbest olmuş. Hiç sanmam… parasız eğitim diye bağırırken tutuklanan öğrencileri düşünmeden, harçları kaldırmayı düşünülüyor. Tezatlık var ama göremiyorum nedense?



Ne-DEN


Buraya güzel şeyler, iyi şeyler. Pembe şeyler yazmak istiyorum ama olmuyor. İnsanlar buna izin vermiyor. Hayatı insanlar yaratıyor. Yaratsalar dahi başkasını da etkiliyorlar. İnsan insanı kontrol altına almayı istiyor. En yakınlarımıza bunları sık sık yapıyoruz. Görüyoruz… bizi kontrol altına almak isteyenler de oluyor. İzin vermemeye çalışırken de karşınızdaki insanı kırıyorsunuz. Burada suçlu sizin kontrol altına girmeme isteğiniz mi yoksa onun sizi kendi kontrolü altına sokmak isteyişi mi? Siz iradeniz özgürlüğünüz ile onun kontrolünü reddederken, karşınızdaki insanda kendi iradesi ve özgürlüğü ile sizi ele geçirmeye çalışır. Bu tutku neden? Rededilişin tutkusu da nefrete dönüşür. KADINlar bunu hem kendilerine hem de ERKEKl ere çok yapar. Tutku her şeyin çözümü mü? Neden ben böyle yapıyorum diye sormaz tutkuyu isteyen kişi, hırsına kapılarak iradesi, cazibesi, mantığı ile ele geçirmeye çalışır. Biz kadınlar gerçekten anlamsızız. Erkeklerin bizi anlayamamalarına şaşmamalı.

Ayrıca;

İnsan

Sen var oldukça ben yazmaya devam edeceğim.

İSYAN!


Ben kadınım,
Evet, cinsiyetim sizin törelerinize, düşüncelerinize ters düşebilir. Üzgünüm ama ben kadınım ve kadın olduğum için beni suçlamanız çok saçma. Ben ne yaptım ki? Tanrı beni bu cinsiyette yarattıysa onun kitabına göre davranıyorsanız ilk önce beni sevmekten başlamanız gerekir. Ama sevmek derken tecavüz edecek kadar hastalıklı bir şekilde sevmekten bahsetmiyorum. Bedenimi doğurgan bir obje olarak sevmenizden de… Neyim ben? İnsan değil mi? Siz nasıl insansanız öyleyim işte. Ben sizin yarattığınız tabularla da yaşamak zorunda değilim. Bugün yarım, yarın yokum. Belki araba kazasında belki göçük altında kalarak öleceğim. Yani sonu ölüm olan hayatımı da sizin ellerinize bırakarak mı öleceğim? Hayır sanmıyorum. Aklımı işleyerek sizden uzaklaşıyorum. Tek elimdeki en değerli varlığım, aklım ve düşünme gücüm. Hayallerim var, yıkmanıza izin veremem. Hayata bir defa geliniyorsa bırakın onu da istediğim gibi yaşayayım. Aptallaşırsam, ağlarsam, düşersem, korkarsam bırakın kendi başıma yaşayım. Evlenirsem boşanırsam, yine evlenirsem boşanırsam arada dul derseniz de bana… Umurumda değil!! İstediğm zaman dul istediğim zaman dost olurum. Kimse kimsenin bacak arası ilgilendirmez! Kadınlığımın üzerinden tabularınızı kaldırın! Sevmişsem sana ne? Üzülmüşsem, terk edilmişsem sana ne? Kadın dediğin evde oturmalı sığ düşüncesi içinde kazanın içinde kaynayan bir sürü kadın görüyorum. Hepsi de birer birer tabularla serpiştirilen tadı tuzu olması gereken yemek gibiler. Kimi kadınlar itiyor onları kazana kimi de erkekler… Toplamda insanlar! İnsanın insana yaptığı kadar rezil bir şey yok. İnsan cinsiyet sorununu yaratıyor, insan insanı dışlıyor, savaşı da yaratan insan… Bu dünyayı bok çuvalı haline getiren de insan. İsyanım dolup taşıyor. Hayal dünyasında yaşamıyoruz insanların yarattığı dünyada yaşıyoruz. Burası tiyatro sanki, insanlar çok yapmacık, kendilerinde değiller gibi… Doğru düzgün düşünen insan çok az. Ben sizin yarattığınız dünyada yaşamak istemiyorum. 
“Başkaldırıyorum, öyleyse varım!”

İnsan



Usludur,
Akıllıdır,
Terbiyelidir,
İnşası vardır, tutkuludur, sevdalıdır…
Özgürdür, belki değildir.
Düşünür, belki düşünmez..
Yaşar,
Nedenini bilemez…
Savunur…
Nedenini bilmez...
Sahiplenir,
Sıkılınca bırakır…
görür,
görmezden gelir…
serttir,
yavrusunu görünce yumuşar…
matematiktir…
edebiyattır…
hayattır…
zıtlıkla doludur…
aynılıkları içerir…
farklılıklarla olgunlaşır…
insan…
her zaman insan…
her durumda insan…
homo sapiens 'tir insan...
aslında  yoktur insan...
kişi vardır...
kişiler...
ben, sen, o gibi...
insan  sadece kavram olarak vardır...
ide, fikir gibi...
her durumda olan insan değil,,,,
kişidir...
kişi.... 
Usludur,
Akıllıdır,
Terbiyelidir,
İnşası vardır, tutkuludur, sevdalıdır…
Özgürdür, belki değildir.
Düşünür, belki düşünmez..
Yaşar,
Nedenini bilemez…
Savunur…
Nedenini bilmez...
Sahiplenir,
Sıkılınca bırakır…
görür,
görmezden gelir…
serttir,
yavrusunu görünce yumuşar…
matematiktir…
edebiyattır…
hayattır…
zıtlıkla doludur…
aynılıkları içerir…
farklılıklarla olgunlaşır... 

Zehirli Sarmaşıktır bazı insanlar...






Nefes alamıyorum sanki. Tüm düşüncelerim, hayallerim, istencim, inancım kırıldı. İçimden bir parça koparak gidecekmiş gibi... Her gün bunu hisseder oldum. Hayat bu kadar acımasız değil, insanlar onu acımasız hale getiriyor. İyi kişilerin olduğuna dair inancım da kalmadı. Eğer hep kötü düşünen insana denk geliyorsam, iyilerin olmadığı bir dünyada yaşıyorum demektir. Neden doğdum ki? Acı çekmek için mi yoksa iyi bir hayatı yaşamak için mi? İyi hayatı yaşamak istesem de hep bir şeye takılıyorum. Bunu da yaratan insanlar değil mi? Yani biziz... Etten kemikten varlık... Başka farkımız aklımız…
Gerçekleri gördükçe acı çeker oldum. Doğrusunu öğrendiğimde sanki başımdan aşağıya kaynar su dökülür gibi bir titreme oluyor. Alıştım buna… Su sıcakmış, ılıkmış, soğukmuş anlamıyorum artık. Acı verdiği için olsa gerek…
Bu arada gözlerim bir insanın karakteri nasıl evrim geçirdiğini de gördü. Aklım işledi ve hafızamda bunu her zaman o kişiyi gördükçe hatırlayacak…
Her gün yeni bir şey öğreniyorum, kitaplardan uzak kalınca insanlardan öğreniyorum. Kitaplar acı çektirmeyeceğine göre, insanlar sayesinde bu bilgiler daha kalıcı oluyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sadece diyebileceğim, elveda dostum... Senden uzaklaşıyorum. Kendi kendine yarattığın zehirli sarmaşıkların kendi bedenini, zihnini sarmış durumda. Bu zehiri bana da bulaştıracağını biliyorum. Bu yüzden elveda dostum…

Kişilerin Tuhaflıkları

            Bugün bir kafede oturmuş kahvemi içerken insanları izlemeye başladım. Çok değişik giyinen, konuşan, şakalaşan, gülen, düşünen insanlar önümden geçiyordu. Kimi kız sanki aynaya bakmadan dışarı çıkmış gibi, kimi tam tersi ayna karşısında saatlerini geçirmiş gibi.. Kimi erkek yere bakıyor kimi erkek kız kesiyor.. Birden yanıma üç kız oturdu. Daha çocuktular ve yanlarına 10 15 dakika sonra beş erkek geldi. Kızlar belliydi temiz ve saf oldukları, erkeklerden biri çıkarıp sigarasını yaktı.Kızlar bir yana bende rahatsız olmuştum o sigaradan. Anladığım üzere yeni tanışma durumlarıydı. Kızlar başta gülüyordu sonra  işler değişti. Bir süre oturup kalktılar. Anladım ki saf olsalar dahi akıllı kızlarmış. Yoldan geçen süslü püslü kızlar gibi değiller yani... Çok değişik insanlar, gerçekten tuhaflar. 
              Şimdiye kadar anladığım şey kadının kadına yaptığı kadar ağır bir işkence yok. Biz hep erkeklere suç atıyoruz, hep onlar üzerinden oynuyoruz. Küçük kızlar gibi akıllı davranamıyoruz. Aşık olup köle durumuna kendimiz geliyoruz. Aşk kötüdür demiyorum, sadece aklımızı yitirmemize yetecek sebep diyorum.Yanımda oturan kızlar aşık olsaydı erkeklere belki akıllarını kullanamayacaklardı. Sigara içmeseler bile erkek arkadaşının ortamında takılarak sigara içmeye dahi başlayabilirdi. Her kız bunu yapıyor da demiyorum. Ama erkekler bu durumu daha iyi anlar. Bir kız aşık olursa yapamayacağı bir şey yoktur. Bu konu hakkında devam edeceğim...

Görünen nedir?



Sevgiliyi beklemek sevgi açısından bir kelebegin ömrü oldugu kadar zamana eş deger,ya sevgi öldükten snr sevgiliyi beklemenin ne anlamı var?
Platonik aşk böyle degil midir? Beklersin hayaller kurarsın fakat onun karşılıgını alamazsın...Onu gördügünde heyecana kapılırsın, ellerin titret degişik bir hal alır tüm bedenin. Çözemessin ama adına aşk dersin...
Peki ya onun sana olan durumu? Sana belki ümit verirken ( belki bilerek belki de farkında olmadan) onun hissettiklerini anlayabilir misin? Davranışlarını kendine göre yorumlarsın. Çünkü sen ona o an aşıksındır. Sende bu bir perde oluşturuyor ve onun kötü yanlarını görmezsin. Hep iyiyi düşünür kötü aşkın perdesi olur.
Kalk etrafına bak o an sana insanlar nasıl gözükücek! desen bile, onun için pembe panjurlu ev hayali vardır gözlerinin önünde.
Aptal aşık görmez dünyayı gerçekleri ile... Görünen dünyayı görse bile kelebek gibi kısa sürede ölmeyi isteyebilir belkide...

inançsız doktor



Evet evet…
Herkeze söyledim,
Her defasında karşıma çıksa bu konu gene de söylerim
Tüm bu depremlerden sonra bilim adamları açıkladı
Dünyanın çapı 7 cm kaymış!
Nedense bilim adamları bunu daha önce de söylemişti
Deprem olunca yer kürenin yapısındaki degişimi…
Hayırdır hayır…
Kıyametmi yaklaşıyor yoksa
Ne alakası var canım kıyametle alt tarafi yer sallandı
Türk dili hocası bile benimle dalga geçti
Kıyamet yakın dedim
Keyfinize bakın dedim
Kızdı insanları panik havasına sokma dedi
Neyse bunu da geçtim
Gene konu açıldı
Arkadaşım ‘’ yüksek binalar oluşucak ‘’ dedi
Günümüzde her yerde ‘’ toki ‘’ var
İstanbulun göbeginde de izmittede
Sonra,
‘’ savaş çıkıcak,toplu ölümler olucak’’
Hayırdır bu sene de domuz gribi çıktı
Daha öncesinde kuş gribi
Hayırdır hayır…
Nolduu hala inanmadın mı bana?
Yok yav alt tarafı grip her sene olur
Neyse bunu da geçelim
Savaş çıkıcak dedi biri
Bugun gazete de bir başlık gördüm
‘’ Amerika her yerde,
yakında 3.dünya savaşı çıkıcak’’
toplu ölümler zaten depremlerle oluştu.
Yüksek binaları dikmeye devam ediyoruz
Savaş kapıda, siyaset almış başını gidiyor
Seneye de inek gribi çıkar
Sonrası malum marduk çarpar
Kıyamet burnumuzun dibinde
Gören yok,duymayan çok
Şimdi inandın mı neler söyledigime?

Bakış Açısı - l



 
Yıldızlar uzaktan bakılınca nasıl parlak gözüküyorsa, bir kadın(erkek) erkeği(kadını) gördüğünde gözleri parıldadığı gibi ona ulaşmak ister. Ne kadar uzakta olursa olsun onun için hırs yapar. Yıldızların önünde bulut olsa bile sabreder bekler ertesi gününde bulutların gideceği özleminde. Güneşli günün ardından sonraki açık havadaki mutluluktur yıldızları görmek. uzakta olsa bile sanki onu yakındaymış gibi izler. Düşüncelere dalar.Uzunca baktıgında yanında hisseder parıltısındaki sıcaklığı. Her gün onu görmenin değerini bilir ve özlemle bekler.

Artık yıldızlara ulaşmak kadar insanların insanlara verdiği değerler yok oldu. İnsanlar bunları kendi kendine besleyerek ortaya çıkardı. Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, bir insanın kalbini kırmak, dolandırmak... Bunlar insanların doğasının bir parçası oldu. Öldürmek.. ne için ? Bir hırs için belki de bir düşünce için. Açık fikirli olmak, sanata bilime kendisini adamış insandan ne zarar gelir? Olur mu hiç toplum dışında kalır farklı düşünüyorsun diye. Bu tip durumlar kapalı kutuda yaşarmış gibi insanlar kısıtlanır. '' İnsan ne yaparsa kendine yapar'' sözü gerçekten burada hakkını veriyor. Çünkü insan yıldızlara ulaşmak için hırs yapar ama gördüğü ve geçtiği durum düşünce kendisine göre mutluluk olsa bile yıldızın parıltısı aslında onda sönük kalır. O bunun farkında mıdır? Farkında olsa yıldızın konumundan bakma merakı oluşurdu. Ancak o zaman insanların hırs için neler yaptıgını görebilirdi...

Felsefe Neden Yunanlılarda Başladı?





İnsanlar felsefenin başlangıcının nerede olduğuna dair araştırmalar yapılmış ve fikirlerde bulunmuşlardır. Alman Fizolof F.W.Nietzsche yunanlılara meraklı bir insandı. Bu konuda pek çok fikirlere sahip, araştırmaları ile yunanlarılar hakkında bilgisi olmakla birlikte felsefenin Thales’le başlatıldığı varsayılır. Peki neden Thales?
Nietzsche bunu Thales in suyu seçmesi olarak görmemektedir. Suyu seçmesinin açıklamasını yapması Thales’i arkhe sorununa yönelmiştir. Thales suyu açıklamasında mitsel bir açıklama yapmamıştır bunu bilimsel olarak, bilim adamı olarak açıklamaya çalışmıştır. Thales ''her şey birdir'' düşüncesi ile yola çıktı ve evrenin ilk maddesini (arkhe) su olarak gördü. Her şeyin döngüsündeki su, birdir ve hareket halindedir. Her şeyin kaynağı su diyerek bunun kaynağını araştırdı. Dayanağı ile birlikte temelini ortaya koydu, ilişkiyi özünü ortaya çıkardı. Din seviyesine, mitsel ve tanrılarla açıklama yapmadı, rasyonelliğe başvurmuş, akıl yolu ile açıklamalar yapmıştır. Bu da onu bilim adamı seviyesine çıkarmasını sağlamıştır. Mesela günümüzde bile her şeyi tanrının vereceğini dua ederek elinde sonunda tanrının insana istediğini vereceğini düşünen pek çok kişiler vardır. Hiçbir şey yapmadan ''hazıra konma'' düşüncesi duaya bağlı derim buna. İnsanların çoğu buna inanır ve sonunda istediğini aldığında '' Allah verdi'' veya ''tanrı verdi'' denir. Oysaki istediği nesne veya şeyi çaba gösterse belki daha çabuk elde edebilir. Ya tanrı ona istediğini vermeseydi? Kim bilir insan belki de hayatı boyunca o nesneyi beklerdi...
         Thales yunanlı ve o yunanlı ise felsefenin yunanlılarda başladığını da söyleyebiliriz. Yunanlılar felsefeyi felsefe yapmak için oluşturmadılar. Onların hayatlarında felsefeyi kurcalayan sorular vardı. Nedensiz değildir, bugünün insanları gibi adım kalsın diye iş yapanlar hiçbir şey yapamazlar. Onlar yaptıkları işin adını koydular ve felsefe dediler. Kafalarında sürekli bir soru ve merak vardı ve bu şekilde oluştu. Sorunları çözmek için oluştu felsefe.
          Peki neden Mısırda başlamadı da Yunanlılarda başladı? Thales’in mısırlılardan etkilendiği açıktır. Matematik, astronomi bilgilerini mısırdan almıştır. Fakat bu soruyu karşılamaz. Thales felsefe yaparken mısır ve Mezopotamya mitoloji ile uğraşıyorlardı. Nietzsche bu soru üzerine yoğunlaşırsak yunanlıların güzellikleri göremeyeceğimizi savunur. Bazı insanlar ise mısırda başladığını söyler .Fakat bunun için yeterli kanıt yoktur. O yüzden bu sayılmamıştır. Mısır ve Mezopotamya halkı Mitoloji ile uğraştıkları için Rasyonel düşünme ortamları yoktu.Nietzsche felsefenin tohumlarının yunanlılar olduğunu Mısır ve Mezopotamya da bunları göremeyiz demiştir.
        Felsefe nasıl bir ortamda yapılmalı? Bir kere felsefe hastalıklı toplumlarda yapılmamalı, buradan kastım toplum sorunlarıdır. İnsanlar değişiyor toplum çatışıyorsa felsefe yapma ortamı olmaz. Mesela; dışarıya adım attığında insanlar birbirini öldürüyor, bir çatışma ortamı can güvenliği sorunu varsa bundan başka bir şey düşünemeyiz değil mi ? Hayatta kalma düşünülebilir. Bu gibi durumda iken nasıl felsefe yapabiliriz ki?
           Yunanlılar böyle değildi. Belli bir düzen vardı ve yunanlılarda Aristokratların boş zamanları vardı. Kölelerdi sistemi yürüten. Felsefe uygun bir eğitim, siyaset, kültür, dil ortamı gerektirir. Bu ortam vardı yunanlılarda, sorun vardı ve sorunlarla yaşayan çözümleme arayışında olan insanlar vardı. Tıpki Thales, Anaksimenes, Herakleidos, Parmenides gibi... Nietzsche '' yunanlılar sorunları keşfettikleri yerde felsefe yapmaya başlamışlardır. Yunan ulusu felsefenin başlaması konusunda kimsenin göstermedi şeyleri göstermiştir.'' der. Felsefe kendini güçlü hissettiğin zaman yapılır. Toplumlar içinde öyle...
            Nietzsche '' başka toplumların azizleri, yunanlıların bilginleri vardır'' der. Mesela; orta çağda kilise hakim iken insanların üzerinde, onu yap bunu yap diyerek kutla halinde yönetilirdi insanlar.Oysaki bilginler böyle değildir. Ayrıca konuşma ortamı olmayan bir toplum felsefe yapmayı bilmez. Bilginler bu yüzden önemlidir. Bir toplumun kültürü de felsefe yapmaya uygun değilse onu yasaklar. Örneğin; namusun ne olduğunu düşünüyorsun, bunu sorguluyorsun, çevrende sorguladığında '' sus namus namustur'' diyerek ayıplanıyorsun. Sorgulamak ayıplamak veya ayıplanmak değildir. Bu bir meraktır. Bir nesne hakkında düşünmektir, bir olgu hakkında. Felsefe işte bu yüzden var ve felsefe insana düşünmeyi, sorgulamayı ögretir. Sorunu keşfetmeyi, sorun üzerine düşünmeyi ve bunu çözüme ulaştırmak için felsefe yaparız. Uygun ortam olduğu sürece...


BEGÜM ÇUBUK
FELSEFE I