Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hayalperest&gerçekçi insan

         Dışarısı boğucu bir sıcak, yanımdaki arkadaş buz gibi. Anlatıyor dünyasını, bense dinliyorum solmuş yapraklarını. Kendisine göre içi bir güneş, dışı yemyeşil. Bana göre öyle değil. Ne oldu bana demiyor, yaşıyor anlık hayatını, anlatıyor herkese. Kendisine sormuyor neden diye... 

        Geceleri uyuyamıyormuş, nedenini biliyorum. Ağlamaktan, pişmanlıklarından, en değerli saydığı insanı kaybettiği içindir. Sayesinde insanın hırslarının sevginin de saygının da önüne geçebileceğini öğrendim. Kendi yarattığı sonucunu söylediğimde üzüldü. Gözleri doldu ve “doğru söylüyorsun” dedi.
Anladığım diğer şey hayalperest değildim, onun kadar. Gerçekler insanın canını gerçekten acıtıyor ama bu gerçekleri yaratan da insansa neden canımız acıyor? Farkında olmadan yaşamak hayatı, hayatı yaşamak mı? Sürekli hayalperest dolaşılmaz, sürekli gerçekçi de olunmaz. Ortası nerede anlaşılamaz. Kendi yarattığımız dünyada boğuluyoruz. Kişinin kendi seçimleri kendisini öldürebilir de yüceltebilir de. Anlık yaşadığı hayatı ve günlük yaşanan hataları gece ağlamalar silebilir mi? Saçmalık gibi. Gündüz yeşeriyor insan, diğer insanlarda can alıyor sanki, gece yaprakları soluyor, düşüyor, yeniden toplamak için de ertesi gün yeniden can alıyor. Hiçbir canlı buna dayanamaz. Ağaç bile, kuş bile, böcek bile, aşk, sevgi, insan dayanamaz.
Her olay her yaşanan bir güneş değil, sandığın her şey güneş değil. Gerçeklere gözünü açtığında güneşin sandığın şey ne kadar karanlık olduğunu görecektir, arkadaşım…

Kişilerin Tuhaflıkları

            Bugün bir kafede oturmuş kahvemi içerken insanları izlemeye başladım. Çok değişik giyinen, konuşan, şakalaşan, gülen, düşünen insanlar önümden geçiyordu. Kimi kız sanki aynaya bakmadan dışarı çıkmış gibi, kimi tam tersi ayna karşısında saatlerini geçirmiş gibi.. Kimi erkek yere bakıyor kimi erkek kız kesiyor.. Birden yanıma üç kız oturdu. Daha çocuktular ve yanlarına 10 15 dakika sonra beş erkek geldi. Kızlar belliydi temiz ve saf oldukları, erkeklerden biri çıkarıp sigarasını yaktı.Kızlar bir yana bende rahatsız olmuştum o sigaradan. Anladığım üzere yeni tanışma durumlarıydı. Kızlar başta gülüyordu sonra  işler değişti. Bir süre oturup kalktılar. Anladım ki saf olsalar dahi akıllı kızlarmış. Yoldan geçen süslü püslü kızlar gibi değiller yani... Çok değişik insanlar, gerçekten tuhaflar. 
              Şimdiye kadar anladığım şey kadının kadına yaptığı kadar ağır bir işkence yok. Biz hep erkeklere suç atıyoruz, hep onlar üzerinden oynuyoruz. Küçük kızlar gibi akıllı davranamıyoruz. Aşık olup köle durumuna kendimiz geliyoruz. Aşk kötüdür demiyorum, sadece aklımızı yitirmemize yetecek sebep diyorum.Yanımda oturan kızlar aşık olsaydı erkeklere belki akıllarını kullanamayacaklardı. Sigara içmeseler bile erkek arkadaşının ortamında takılarak sigara içmeye dahi başlayabilirdi. Her kız bunu yapıyor da demiyorum. Ama erkekler bu durumu daha iyi anlar. Bir kız aşık olursa yapamayacağı bir şey yoktur. Bu konu hakkında devam edeceğim...

Bugün günlerden cumartesi

Bu sabah garip bir şekilde uyandım. Nefes alamıyordum sanki. Kalbim deli gibi atıyor, kulaklarım çınlıyor, beynim patlayacakmış gibi hissediyordum. Yavaşça kalktım banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadım. Kendime gelmeye çalıştım. Sonra ne olduğunu anlamaya çalıştım. Balkona yürüdüm ve havaya baktım. Sebebi NEM!
O kadar boğuk bir hava vardı ki nefes alamıyorsun. Kendime gelmeye çalıştım. Kahvaltı, hazırlanmak süslenmek derken saat 12yi geçiyordu. Arkadaşımla buluştum, çok özlemişim kendisini. Bir arkadaşla altı ayda bir görüşmek iyi bir şey değil. Bir keresinde arkadaşımla öyle bir kaptırmışız ki tam beş saat hiç susmadan aynı mekanda sohbete dalmışız. Sanırım kız olmak bu işte… Neyse bu sefer başka bir arkadaşımla görüşmek için yola çıktım. Herkes şapkama bakıyordu. Büyük sanki 90lardan kalma şapkaydı. Ama işlevi çok iyi, çünkü omuzlarımı güneşten koruyordu. Arkadaşım beni görünce haliyle dalga geçti. Umursamadım, güldüm geçtim. Sahile indik dolaşırken şu manzara ile karşılaştık:



Evet orada “denize girmek yasaktır” yazıyor ve insanlar denize gidiyordu. Gerçekten yüzme bilmeyen insan o denizde boğulabilirdi. Çünkü denizin dibindeki kum insanı çekiyordu, bir de buna dalgalar eklenirse sonuç kaçınılmaz… çok ilginç değil aslında bu görüntü. Çünkü yaz aylarında televizyonda haberlerde görmeye alıştığımız bir manzara. Denize giren kişilere bunu anlatamayız tabi…
Çimenlerde oturmak zevkliymiş. Ayaklarımı çıkarıp çimenlere de basmayı unutmadım tabi, vücudumdaki elektriği biraz alsın istedim. Fazla mı aldı toprak anlamadım çimenlere oturunca kalmak istemedim. Zorla da olsa kalkmalıydım çünkü bir başka arkadaşla daha görüşecektim.
Son olarak günümü kahve içerek sonlandırdım. Eve gelirken günün sonunda hava özür dilermiş gibi rüzgar esti. O kadar iyi geldi ki bu sıcaklarda, evdeki vantilatörleri, avmlerdeki klimaların verdiği rahatlığı anlayabiliyor insan. Kendi vücut sıcaklığımdan daha da yüksek sıcaklar gelecekmiş. Sonumuz hayırlısı…
Kışın soğuğun derdi, yazın sıcağın derdi hiç çekilmiyor…

Tatilde Çektiğim Fotoğraflar

 Altınova ile Salihleraltı arasında kalan Bahçeliköy'e gitmiştik. Dayanamadım Fotoğraf çektim. Sanki bana poz verdi ve bu kare oluştu.
 Tanıştırayım. Bu bayan Rose. Av köpeği olsa da çok akıllıdır kendisi. Her sabah kahvaltıya oturmadan önce Babamdan yemek dilenmeyi ve duygu sömürüsü yapmayı çok iyi bilir.
Bu fotoğrafta bahçemizde olan elma ağacı. Elmaların tam olduğunu söyleyemem ama tadı güzeldi. 
Dikiliden İstanbula dönüşte balıkesirin içinden geçtik. Karşıda balıkesin garı var.
Altınovada bir sokak :)
Bu Fotoğrafın orjinali bunun kadar güzel degil. Bu fotoğraf eski türk filmlerindeki kareleri anımsatıyor bana. Salihleraltı Töykö sitesinin girişinde çektim
Çanakkale'den de geçtim. vapurdayken iskeleyi çektim ve ortaya bu kare çıktı.